Son günlerde okullarda ilk derslerin, konferansların ve Mevlid-i Nebi programlarının merkezinde güzel ahlakın yer alması, hepimize önemli bir soruyu yeniden düşündürüyor: Güzel ahlakı yalnızca konuşulan bir konu olmaktan çıkarıp hayatımıza nasıl taşıyacağız? Çünkü ahlak, salondan çıkınca unutulan güzel cümlelerden ibaret değildir. Evde çocuğumuza nasıl davrandığımızda, iş yerinde hakkı gözettiğimizde, komşumuzun huzurunu düşündüğümüzde ve kimse görmezken doğru olanı seçtiğimizde kendini gösterir.
Bugün güzel ahlak üzerine yapılan her konuşma, aslında toplumun ortak vicdanına yönelmiş bir hatırlatmadır. İnsan bazen büyük davranışların peşinden giderken küçük iyilikleri ihmal edebiliyor. Oysa bir selam, dikkatle dinlemek, özür dilemek, emanete sahip çıkmak ve başkasının kusurunu yaymamak da ahlakın gündelik yüzüdür. Ahlakın gücü, hayatın ayrıntılarında belli olur.
Güzel ahlak günlük hayatta nasıl yaşanır?
Güzel ahlak, yalnızca nazik konuşmak değildir. Söz ile davranış arasındaki uyumdur. Bir insana karşı yüzüne gülerken arkasından incitici sözler söylememek, verilen sözü önemsemek ve sahip olmadığımız bir bilgiyi doğruymuş gibi aktarmamak bu uyumun parçalarıdır.
Ev içinde ahlak, en yakınımıza gösterdiğimiz özenle başlar. Dışarıda herkese anlayışlı davranıp evde sürekli öfkeleniyorsak, üzerinde düşünmemiz gereken bir çelişki vardır. Aile bireylerinin birbirini dinlemesi, çocukların sorularını küçümsememesi ve büyüklerin de gerektiğinde hatasını kabul edebilmesi, evin manevi iklimini güzelleştirir.
Güzel ahlak bazen de susmayı bilmektir. Her duyduğumuzu paylaşmamak, her tartışmaya dahil olmamak, bir insanın özelini merak konusu haline getirmemek olgunluk ister. Günümüzde sözler hızlı yayılıyor. Bu nedenle dilimizi korumak, yalnızca kendimizi değil, başkalarının onurunu da korumaktır.
Bu noktada niyet kadar üslup da önem taşır. Haklı olduğumuzu düşündüğümüz bir konuda bile karşımızdakini küçültmeden konuşmak, anlaşmazlığı büyütmek yerine çözmeye çalışmak güzel ahlakın göstergesidir. Bazen aynı düşüncede olmadığımız insanla aramızdaki bağı koruyabilmek, en güçlü olgunluk sınavlarından biridir.
Çocuklara ahlak nasıl anlatılmalı?
Çocuklara güzel ahlakı öğretmenin en etkili yolu, sadece öğüt vermek değildir. Çocuk, büyüklerin davranışını izler. Evde özür dileyen, teşekkür eden, yaşlılara saygı gösteren ve ihtiyaç sahibine yardım eden bir yetişkin; ahlakı uzun açıklamalardan daha güçlü biçimde anlatır.
Bir çocuğa dürüstlüğü öğretirken onun küçük bir hatasını hemen ağır sözlerle karşılamak, verilmek istenen mesajı zayıflatabilir. Hata karşısında konuşabilmek, sorumluluk almayı ve telafi etmeyi göstermek daha kalıcı bir eğitimdir. Elbette sınır koymak gerekir; ancak sınır koymakla kırmak aynı şey değildir. Merhamet, disiplini ortadan kaldırmaz; onu insanileştirir.
Çocuğun yaptığı doğru davranışı fark etmek de en az hatasını düzeltmek kadar değerlidir. Teşekkür etmek, sabırla beklediğini görmek veya kardeşine destek olduğunu dile getirmek, güzel davranışların görünür hale gelmesine yardımcı olur. Böylece ahlak, yalnızca yanlışların konuşulduğu bir alan olmaktan çıkar; iyiliğin de beslenip güçlendirildiği bir hayat alışkanlığına dönüşür.
Okullarda ve çeşitli programlarda güzel ahlakın gündeme gelmesi bu bakımdan değerlidir. Fakat asıl eğitim, etkinlik sona erdikten sonra başlar. Çocuk, büyüklerin birbirine nasıl hitap ettiğini; farklı düşünene nasıl davrandığını ve güçsüz olana karşı hangi tavrı aldığını görür.
Komşuluk ve iş hayatında ahlakın ölçüsü
Ahlak, yalnızca aile içinde değil, toplumla kurduğumuz her ilişkide kendini gösterir. Apartmanda gürültü yaparken komşuyu düşünmek, ortak alanı temiz bırakmak, sıraya riayet etmek ve çalışan bir insanın emeğini küçümsememek, toplumsal hayatın görünmeyen ahlak kurallarıdır.
İş hayatında da aynı ölçü geçerlidir. Birinin emeğini sahiplenmemek, görevimizi başkasına haksız biçimde yüklememek, müşteriye ya da çalışma arkadaşına karşı dürüst olmak güven ortamı oluşturur. İnsan, yalnızca ibadet anlarında değil, alışverişte, sözleşmede, borçta ve sorumlulukta da kendi değerlerini ortaya koyar.
Bir işin başında bulunan kişinin çalışanına, deneyimli olanın yeni başlayana, hizmet alanın hizmet verene yaklaşımı toplumsal ahlakın önemli bir parçasıdır. Güç elimize geçtiğinde dilimizi ve tavrımızı koruyabilmek, kişiliğimiz hakkında çok şey söyler. Kimseyi küçük görmeden işini yapmak, hem emeğe hem insana saygının gereğidir.
Komşuluk ise güzel ahlakın sessiz imtihanlarından biridir. Her kapıyı çalmak mümkün olmayabilir; fakat ihtiyaç halini fark etmek, rahatsızlık vermemeye dikkat etmek ve gerektiğinde destek olmak toplumsal bağı güçlendirir. Yardımlaşma, insanları birbirine mecbur etmek değil, birbirinin yükünü hafifletmektir.
Ahlakı konuşmaktan yaşamaya
Güzel ahlak üzerine düzenlenen programlar bize yön gösterir; fakat yönü yürüyüşe çevirmek her birimizin sorumluluğudur. Bunun için büyük sözler vermeye gerek yok. Bugün bir kişiyi dikkatle dinlemek, kırdığımız birinden gönül almak, israfı azaltmak veya başkasının kusurunu yaymamakla başlayabiliriz.
İnsan her gün yeniden sınanır. Bazen öfkeyle, bazen aceleyle, bazen de haklı olduğunu düşünmenin verdiği sertlikle karşılaşır. Böyle zamanlarda kendimize şu soruyu sorabiliriz: Benim bu davranışım karşımdakinin onurunu koruyor mu? Bu soru, kalbin hızını yavaşlatır ve insanı daha adil bir tavra çağırır.
Güzel ahlak, hayatı kusursuz insanların değil, kusurunu fark edip düzeltmeye çalışan insanların çabasıyla büyür. Evimizde, sokağımızda, okulda ve iş yerinde küçük bir iyilik bile çoğalarak güvene dönüşebilir. Konuşulan değerleri yaşatmanın yolu da burada başlar: Daha çok görünmekte değil, kimse görmese de doğru olanı yapabilmekte.

YORUMLAR